Advert Advert
Advert Advert
 - KÜLTÜR SOSYOLOJİ BAĞLAMINDA KİMLİK PAZARINDA KÜLTÜREL KİMLİK
Dr. Mustafa AKSOY

- KÜLTÜR SOSYOLOJİ BAĞLAMINDA KİMLİK PAZARINDA KÜLTÜREL KİMLİK

Bu içerik 648 kez okundu.

 

KÜLTÜR SOSYOLOJİ BAĞLAMINDA
KİMLİK PAZARINDA KÜLTÜREL KİMLİK*

Öz

Bilindiği gibi Türkiye’de ağırlıklı olarak doksanlı yıllardan itibaren özellikle P.A. Andrews adlı Alman bir araştırmacının “Türkiye’de Etnik Gruplar" adlı eserinin yayınlanmasıyla beraber “etnik kimlik" (ırkî kimlik) tartışması modası başlamıştır. Bu moda günümüzde öyle bir hal aldı ki, artık insanlar yaşadıkları coğrafyaya bağlı olarak tanımlanmaya başlan­dı. Mesela Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşıyorsanız ya da oralıysa­nız Kürt’sünüz! Oysa o bölgelerde Kafkas ve Balkan göçmenleriyle bera­ber, Türkçe, Arapça ve Zazaca konuşan insanlar da yaşıyor.

Konuşulan dil, yani annenin konuştuğu dil kimliği tanımlamak için yeterli midir? Eğer yeterli ise anne dili farklı, baba dili farklı olanların kimliğini nasıl belirleyeceğiz? Kimliği belirleyen dil olursa o zaman tarihi kültürel süreç kimlik tanımlamasında nerede duruyor? Mesela nasıl olu­yor da Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki koç-koyun, at başlı heykeller ile balbal (taş baba, taş ana) mezar taşları veya halı-kilim gibi etnografya eserleri üzerindeki damgalar, şekiller aynı şekilde Türk kültür coğrafyası­nın en ücra yerlerinde de görülüyor bunu nasıl açıklayacağız?

Bazılarının iddia ettiği gibi Kürtler, Farsların bir kolu ise İran’da dün olduğu gibi bugün de Türkler, Farslar ve Kürtler yaşıyor. Nasıl oluyor da İran’daki Kürtler ile Türkler kültürel kimliklerinin bir ögesi olan halı-kilim- lerini aynı yaparken Farslar farklı yapıyor.

Günümüzde yapılan kimlik tartışmaları Türkiye’nin tamamını kuşatıcı şekilde ele almadığı, sadece terör bağlantılı ve siyasi zeminde değerlendi­rildiği için sağlıklı çözümlere ulaşılması mümkün değildir.

Giriş

Türkiye’de sosyolojiye giriş kitaplarında sosyoloji çeşitli alt dallara ay­rılmıştır. Fakat bilgilerimize göre bu çalışmaların hiç birinde kültür sos­yolojisinden bahsedilmemiştir. Ülkemizde sosyal bilimciler tarafından kültür sosyolojisiyle ilgili yapılan çalışmalarda da aynı durum söz konu- sudur. Eren ve Küçük tarafından yazılan birer makalede de, kültür sos­yolojisi makale başlığı olarak kullanılmış, fakat içeriğinde kültür sosyo­lojisi ile alakalı bir tanımlama yapılmamıştır. Sadece “Sosyoloji-Köy Sos­yolojisi" ile ilgili bir doktora tezinde, sosyolojik açıdan küçük toplumla- rın, belirli örf ve âdetlerini inceleyen, saha çalışmalarını “kültür sosyoloji­si olarak adlandırmak yanlış olmaz"3 denilmektedir. Ayrıca bir tercüme eserde,

“büründüğü en son ve en atak biçimleriyle kültür sosyolojisi çok fark­lı ilgi ve yöntemlerin bir yakınlaşması ve kaynaşması (convergence) olarak görülmelidir... Kültür sosyolojisi biri genel toplumsal düşünce­de ve sonraları özel olarak sosyolojide, diğeri kültür tarihi ve anali­zinde olmak üzere, belirgin bir şekilde gözlenen iki ana eğilimin bir kaynaşması, bir açıdan da dönüşümü olarak görülebilir"

denmiştir. Yabancı dilden çevrilip düzenlenen bir “Kültür Sözlüğü”nde, kültür sosyolojisinin “maddeci kültür kuramı"na dayandığı belirtilerek, kültürel süreci, onun özelliğini ve ilişkilerini inceleyen “maddeci bir top­lum bilim dalı"5 şeklinde tanımlanmıştır.

Türkiye’de kültür sosyolojisi adıyla bir telif eser yazılmamıştır. Fakat iki çeviri bir de derleme eserden bahsedilir. Bu derleme eserde ise kül­tür sosyoloji adıyla dört adet telif bir de çeviri makale vardır. Telif maka­lelerin yazarlarından ise bir tanesi sosyologdur.

Söz konusu derleme kitapta ne “kültür"ün ne de “kültür sosyolojisi"- nin sağlıklı bir tanımı yapılamadığı gibi Şerif Mardin’in “Türkiye’de bilim ‘ben senden daha iyi bilirim’ demek için yapılmaktadır”8 ifadesini destek- lercesine Türkiye’deki konu hakkında yazılan çalışmaların büyük bir
kısmı yok sayılmıştır.*** Bir makalede ise “kültür sosyoloji, toplumsal bir olgu olarak kültür konusunu inceleyen bir sosyoloji alt disiplinidir”9 şek­linde tanımlanmıştır. Oysa kültürün sosyoloji açısından değerlendirilme­si başka, kültür sosyolojisi başkadır.

Türkiye’de kültür sosyolojisi hakkındaki kaynaklar çok sınırlı olmakla beraber bazı üniversitelerin sosyoloji bölümlerinde ders olarak okutul­maktadır. Ayrıca Türkiye’deki kültür sosyolojisiyle ilgili metinler okun­duğunda, genel olarak kültür sosyolojisinin değil de kültürün ne olduğu­nun tartışıldığını görülmektedir.

Yukarıdaki şekilden de anlaşılacağı gibi kültür sosyolojisinin alanı sa­dece kültürün ne olup olmadığını araştırmak ya da yukarıdaki tanımda görüldüğü gibi kültür sosyolojisi “kültür konusunu inceleyen bir sosyoloji alt disiplini” değildir. Bu nedenle “kültür sosyolojisi” kavramının yeniden tanımlanması bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

Doktora tezimizde**** hazırlayıp kullandığımız yukarıdaki şekili dikka­te alarak bir sosyal gruptaki örf-âdet, gelenek-görenek, maddî unsurlar, dinî faaliyetler, büyü, mit ile çeşitli ritüeller, aile, evlilik kurumları gibi sosyal hayatı oluşturan vb. sosyo-kültürel faaliyetlerin tarih, mitoloji, antropoloji ve halkbilimi dikkate alınarak, sosyoloji merkezinde değerlen­dirilip yorumlanmasını, kültür sosyolojisi olarak tanımlıyoruz. Böyle bir tanım aynı zamanda kültür sosyolojisinde yöntem tartışmasını da gündeme getirecektir ve getirmelidir.

Kimlik ve Kimlik Tartışması

Sosyal grup veya birey tanımlanırken onların diğerlerinden ayrılan özelliklerine vurgu yapılır. Bu ayırıcı özellik bir üstünlüğü ya da aşağıla­mayı, ötekileşmeyi değil tanımlamayı içerir. Ancak özellikle 1980’lerden sonra sosyal mühendisliklere bağlı olarak kimlik kavramı adeta tanımla­mak ve belirtmek yerine belirtmemek, bulanıklıklar medyana getirmek, sorun oluşturmak ve insanın var olduğu kültürel ortamı hesaba katma­dan sanki uzayda yaşayan insanları ifade etmek için kullanılmaya baş­lanmıştır.

Bu konuda Jenks,

“çeyrek asır önce, ‘toplum’u bir gerçeklik olarak güvenle tartışıyor­duk; 1990 kadar yakın bir zamanda bile, sakınmadan, hatta R.H. Taumey’den Paul Willis’e kadar tüm sol kanat söylemi içinde, ‘ortak kültür’ gibi fikirleri düşünüyorduk. Bugün, bir dizi tartışmanın ardın­dan, epistemolojik emperyalizm temelinde düşünsel misilleme korku­su olmadan bu gibi bütüncüllükleri telaffuz bile edemeyiz"

diyerek ortak kültürden ve kimlikten bahsetmenin çağımızdaki zorluğu­na dikkati çekmiştir.

Türkiye’deki durum da Batıdan farklı değildir. Özellikle Türkiye’de kimlik kavramı belirli bir terör örgütü ve bir yerel lehçe esas alınarak dil merkezinde tartışılarak adeta terör ve dile bağlı bir ırkçılık savunulmak­tadır. Mesela dil bağlamında kimlik savunanlar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Zazaca-Dımili ve Arapça konuşanları yok saymaktadırlar. Yani bir yandan kimlik hakkı isterken diğer yandan yanındaki insanla­rın kimliğini yok saymaktadırlar. Elbette dil ile kimlik arasında bir ilişki­nin varlığını inkâr etmemiz mümkün değil, ancak bu ilişki değerlendiri­lirken doğru orantılı analiz ve yorumlar yapılmamaktadır.

Mesela Leclerc’e atfen Tacar,

“...dünyada mevcut 197 devletten pek azı dil ve kültür yönünden bağdaşık (mütecanis) bir ülkedir. Dil bakımından bağdaşık ülkeden, nüfusunun %90’dan fazlası tek dil konuşan ülkeleri anlıyoruz. Bu ül­keler şunlardır: Antigua, Bahamalar, Küba, Dominik, Haiti, Paragu­ay, Uruguay, Burundi, Sao Tome, Svaziland, Danimarka, İzlanda, Lihtenştayn, Portekiz, San Marino, Ürdün, Suudi Arabistan, Bengla- deş, Japonya, Kuzey Kore, Güney Kore, Maldivler, Vietnam, Kiribati,Tonga ve Tuvalu; bağdaşık ülkelerde eğitim tek dilde yapılır; kamu ile ilişkiler tek dilde yürütülür; hemen hepsinde ülkenin dili, resmi dil ya da ulusal dil olarak adlandırılır. Bunun yanında, dünyadaki ülke­lerin %80’i gerçekte olmasa bile hukuken tek dilli ülkelerdir. Çok dilli ülkelerin oranı ise %20, sayısı 38’dir; araştırma ilerledikçe göreceği­miz gibi, bu çok dillilik gerçek durumu yansıtmaz, semboliktir. Dün­yada yaklaşık 6000 dil mevcuttur. Bunların sadece %2’si devlet dili­dir. Yani, tek dil olarak, resmi dil olarak ya da ulusal dil olarak ta­nınmıştır”

der. Ayrıca İngilizce 56, Fransızca 36, Arapça 22, İspanyolca 21, Porte­kizce 7, Almanca 5 ülkenin ya tek başına ya da diğer dillerle resmi dili­dir. Bilindiği gibi Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan’ın resmi dili de Türkçedir. Diğer yandan başka bir çalışmada dünyada 10 bin dilin oldu­ğu, günümüzde ise 6 bin civarında dilin konuşulduğu, bunlardan 100 tanesinin 200 devletin resmi dili olduğu ifade edilmektedir.

Aslında ülkedeki resmi dil ile yerelde konuşulan dil bazen aynı olma­yabilir. Bu farklılık yerel şivelerin ve lehçelerin tarihi süreç içinde kendi­ne özgü bir yapı almasından olduğu gibi göçler nedeniyle de olabilmekte­dir. Mesela Sovyetler Birliği zamanında zorunlu ya da gönüllü göçlerle nüfus yapısının çok hareketli olduğu yerlerde Rusça ortak dil olarak kul­lanılmış, fakat insanlar kendi ana dillerini de konuşmuşlardır. Bugün Avrupa’nın birçok göç alan ülkelerinde, göçmenlerin 2. veya 3. nesilde de görüldüğü gibi.

Kimliğin temelde üç boyutu vardır. Yani üç tür kimlikten söz edilebi­lir. Bunlardan biri bireysel, ikincisi resmi, üçüncüsü ise kültüreldir. As­lında bireysel kimlik de sosyaldir. Çünkü birey ancak içinde var olduğu sosyal ortamda insan, yani sosyal bir varlık olur. Mesela doğumundan itibaren sosyal grup dışına atılan bir çocuğun konuşma ve yürüme bece­rilerinin dahi, sosyal guruplarda var olan çocuklara nazaran büyük fark­lılıklar gösterdiği bilinmektedir.

Bireysel kimlik bir insanın yetiştiği sosyal ortamda zamanla kendisi hakkındaki tercihlerini ifade eder. O nedenle bir insan sosyal hayatın içinde yaşarken doğal olarak çok kimliklidir.

İnsanın ilk önce erkek, kadın olarak cinsel kimlikleri vardır. Sonra in­sanlar erkekliğini veya kadınlığını kabul ederek ya da etmeyerek tercih edilen özel cinsel kimliği sahip olur. Diğer yandan akrabalık ya da hısım­lık bağından dolayı sahip olunan dayı, amca, teyze, enişte gibi kimlikler veya sosyal statüyle kazanılan kimlikler vardır. Kısaca sosyal bir ortam içinde insanlar sahip oldukları statüye ve cinsel yapılarına göre kimlik sahibi olurlar. Ancak insanlar tek resmi kimlik taşırlar. İşte asıl sorun buradan kaynaklanmaktadır. Yani bireysel kimlik ile resmi kimlik ara­sındaki çatışma doğrudan sosyal kimliğe de yansımaktadır. Aslında res­mi kimlik en sonraki kimlik olması gerekirken Türkiye’de resmi kimlik bazen neredeyse cinsel kimlikten dahi öne geçebilmektedir. Oysa resmi kimlik isminden de anlaşıldığı gibi insanların devletle olan ilişkilerini be­lirleyen ve onu organize eden bir kimliktir.

Resmi kimliğe bağlı olarak Türkiye’de yaşayan insanların sorunları temelde ortaktır. Bu bağlamda, bir Alevi inancına bağlı olanla, Sünni inancına bağlı olan, aşırı sol görüşe bağlı olanla, aşırı sağ görüşe bağlı olan, bir eş cinselle, başı örtülü ya da mini eteklinin, Süryani ile Müslü­man’ın, Kürt ile Arap’ın, Avşar ile Çerkez’in, sanayici ile çiftçinin vb. so­runları birbirinden çok farklı değildir.

Kimliğin kültürel boyutu ise yaşanılan sosyal grupta kazanılan değerler­dir. Yani tarihi süreç içinde tarihten kaynaklanarak, geleneğe bağlı olan, ge­lenekli kültürel unsurlar kimliğin kültürel boyutunu oluştururlar. Bu ne­denle kültürel kimlik biyolojiye bağlı olan kimlikten farklıdır ve kuşatıcıdır. Dolayısıyla biyolojik özellikleri ve içe dönüklüğü ifade eden ve öne çıkaran “etnik kimlik” kavramı millet ve kültürel kimliğin karşılığı olamaz. Çünkü,

“etnik kelimesi belli bir soya aidiyeti ifade eder. Oysa millet kavra­mında soy etnik kimlikteki kadar belirgin değildir; çünkü millet oluşu­mu tarihi, kültürel bir olgudur. Onu inşa eden bir millî devlet vardır...

Etnik kimlikte hayati bağlar kuranlar, ya o etnik kimlikten bir millet çıkartmaya çalışan öncü okur-yazar kadrolardır, ya da düşük gelir ve eğitim grubunda yer alıp etnik kimliğini kendi hayatının sosyal ve ekonomik bir kaldıracı gibi hayal eden çevrelerdir.”

Bu tespitler önemli bir gerçekliği ifade etmesine rağmen, genel olarak Türkiye’de Bostancı’nın ifade ettiği anlayışa dikkat edilmeden “etnik kim­lik” tartışmaları kültürel hak, siyasal özgürlük gibi bağlamlarda savu­nulmaktadır. Bu görüşlere itiraz edilmesi ise neredeyse yasaklanmıştır. Çünkü kamuoyunu belirleyen ve etkileyen yazılı-görüntülü basında “et­nik kimlik” savunuculara muhalif olanlar adeta yok sayılmakta, basında yer verilmemektedir. Diğer yandan televizyon programlarının önemli bir kısmında belli insanlar her konuda uzman olarak konuşmakta ve ko- nuşturulmaktadırlar. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı konu anlaşılma­dığı gibi çözüm önerileri de oluşmamaktadır. En bilinen ve tekrar edilen çözüm önerileri, İspanya, İrlanda nasıl çözdüyse bizde öyle çözelim man­tığıdır. Dolayısıyla sosyal konular maddi konulardan farklı olduğundan, her sosyal konuyu kendi tarihi, kültürel gerçekliği içinde değerlendirmek gerekir anlayışı göz ardı edilmektedir.

Diğer yandan eğer bir sosyal yapıyı parçalamak isterseniz onun sınır­larını belirlemek mümkün değildir. Hatta aynı ailenin çocuklarının dahi birbirlerinden ne kadar farklı olduklarını ortaya koyarak farklılıklarının benzerliklerden daha çok olduğunu iddia edebilirsiniz. Bunun için sosyal yapıyı ve sosyal zihniyeti parçalayıcı olan “.. .altkültürler, yeni kimlik kay­naklarıdır; altkültürler, yeni farklılık gösterenidir. Böyle bir kuramsal eyle­min sonuçları, ultra-modern değildir; gerileyici, nihilist ve tamamen görecidir. Hiçbir siyasa ya da ahlâk tarafından savunulamazlar.”16

Türkiye’de ağırlıklı olarak doksanlı yıllardan itibaren özellikle Peter Al- ford Andrews adlı Alman bir araştırmacının “Türkiye’de Etnik Gruplar” adlı eserinin yayınlanmasıyla beraber bir “etnik kimlik” (ırkî kimlik) modası başlamıştır. Bu moda zaman zaman öyle bir hal aldı ki bir sosyal grup ba­zen dini inanca, bazen dile, bazen coğrafyaya bağlı olarak tanımlanmıştır.

Sosyal grup kavramı doksanlı yıllardan itibaren yavaş yavaş terk edi­lerek yerini ne olduğu açıkça tanımlanamayan etnik grup kavramı alma­ya başlanmıştır.

Etniklik, kimlik, millet ve milliyetçilik konusundaki çalışmalarıyla ta­nınan Smith, “İngilizcede etnik grup ya da etnik topluluk kavramını karşı­layan bir terim yoktur. Müphem ve belirsiz bir terim olarak “halk” bazen önerilir, çoğunlukla bu etnik topluluk yabancı anlamlar taşır.”17 der. Çok kültürlülük konusundaki çalışmalarıyla tanınan Kymlicka da “etnik grup” kavramının “göçmen gruplar” bazen de “ulusal azınlıklar” için kul­lanıldığını belirtir. Yayla ise etnik (ethnic) kavramını “bir kabile. bir ırk veya benzeri”19 diye tanımlar.

Konu üzerinde yoğun çalışmalar yapmış insanlar tarafından dahi iyi tanımlanamayan etnik kavramı, Türkiye’de ise bazı doğuştan uzmanlar tarafından ulu orta konuşulup, tanımlanmaktadır. Bununla da yetinil- meyerek Türkiye’de yaşayan insanlara “Türk, Türkmen, Yörük, Manav, Tatar, Azeri, Bulgaristan Türkü, Müslüman Türk, Türk Alevi, Türkmen Ale­vi, Tahtacı Alevi, Kürt Alevi, Zaza Alevi, Zaza Sünni, Kürt Sünni” gibi “et­nik kimlik” yani ırkî kimlikler dağıtılmaktadır. İşin ilginci ise Türkiye’de kimlik pazarına itiraz edenler adeta ortaçağ kilise anlayışı ile aforoz edil­mektedir.

Türkiye’de olduğu iddia edilen “47 etnik grubun” varlığından bahse­den Andrews’in bu tasnifi neye göre yaptığı bir metot sorunu olarak orta­da durmaktadır. Mesela Türkleri şöyle ayırmıştır:

1) Türkler, 2) Türkmenler, 3) Yörükler, 4) Azeriler, 5) Uygurlar, 6) Kır- gızlar, 7) Kazaklar, 8) Özbekler, 9) Balkarlar, 10) Karaçaylar, 11) Kumuk- lar, 12) Karapapaklar, 13) Göçmenler, 14) Tatarlar, 15) Kırım Tatarları, 16) Nogay, 17) Tahtacılar, 18) Abdallar.

Hızını alamayan Andrews, Türkleri bir de Sünni Türkler, Alevi Türkler diye ikiye ayırırken, Alevileri de 1) Türk Alevi, 2) Türkmen Alevi, 3) Tah­tacı Alevi, 4) Abdal Alevi, 5) Kürt Alevi, 6) Zaza Alevi, 7) Nusayri Alevi olarak yedi grubu ayırmıştır.

Yukarıda da ifade edildiği gibi “cinsel, etnik ve dinî olanlar da dâhil ol­mak üzere, tüm kimlikler, bir inşa ürünüdür; sadece ilişkisel kimlikler de­ğil, kökensel kimlikler de dâhil olmak üzere tüm kimlikler doğal değil, kül­türeldir; özsel değil kurgusaldır."20 Dolayısıyla Andrews’in yapmış olduğu yukarıdaki tasnif bir gerçeklik olarak kabul edilmek yerine, tartışılması gereken konu olarak ilgilileri beklemektedir. Çünkü Andrews’in Türkleri veya Alevileri neye göre ayrıştırdığı veya adlandırdığı tanımlanmaya muhtaçtır.

“Doğa bilimlerinin gelişmeye başladığı 17. yüzyıldan önce bilimsel bir ırk kuramının varlığından söz etme olanağı yoktur."21 Bu bağlamda ırk kavramı sosyal bilimlerin diğer birçok kavramı gibi aslında batının doğu toplumlarına hediyesidir.

Bu konudaki ilk çalışmalar, yani ırk kavramı ve teorileri şöyle başla­mıştır: Kapitalizmle paralel, sosyal bilimlerin gelişmesine bağlı olarak, ilk defa antropolog François Berner 1684 yılında ırk kavramını tanımlama­ya girişmiştir. Friedrich Blumenbach ise 1775’de ilk defa insanları renk­lerine göre sınıflandırmıştır. Biyolojideki gelişmeler ve Darwin’in çalışma­ları ise ırkçılığa önemli katkılar yaparak ırkçı anlayışın kabul görmesin­de ve yayılmasında etkili olmuştur.

Günümüzde Türkiye’de ilginç bir durumla karşı karşıyayız. Örneğin Türkçülüğü savunmak ırkçılık kabul edilirken, Kürtçülüğü savunmak demokrasi severlik veya ileri demokratlık olarak kabul edilmektedir.

Türk milliyetçileri “millet ırkî bir zümre değildir" diyerek, “milleti" siya­si, ekonomik, kültürel ve sosyal bir organizasyon olarak tanımlar. Du­rum böyle olmakla beraber günümüzde Türkçü-milliyetçi bakış açısına sahip olanlar, “ırkçı, inkârcı, kafatasçı" olarak adlandırılıp, değerlendiri­lirken, dilden hareketle ırkçılık yapanlar ise demokrat, insan hakları sa­vunucusu olarak algılanmaya başlanmıştır.

Günümüz Türkiye’sinde Türkçülüğün önemli eleştiricilerinden ve Kürtçülüğün savunucularından Türköne, 13 Kasım 2007’de yayınlanan makalesinde şöyle diyor:

“Mustafa Akyol, su gibi akıcı ‘Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek’ başlıklı kitabına Cemal Gürsel’den bir alıntı yaparak başlıyor. 27 Mayıs Darbesi’nin hemen ertesinde yayımlanan ‘Doğu İlleri ve Varto Tarihi’ isimli kitaba, devlet başkanı sıfatıyla yazdığı takdim yazısın­da Gürsel, ‘Dünya üzerinde ‘Kürt’ diye adlandırılabilecek müstakil hüviyetli bir ırk yoktur’ diyor. Onların gerçekte ‘Doğu Türkleri’ oldu­ğunu söylüyor. Bugün Kürtlerin ‘müstakil hüviyetli bir ırk’ olup olma­dığını kimse tartışmıyor. ”

M. Şerif Fırat’ın “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” adlı eserinin ilk baskısı, Şaka Matbaası tarafından İstanbul’da 1948’de yapılmış olup, yazarın eserine yazdığı önsözün tarihi 15 Şubat 1945’dir. Yani yazar eserini 15 Şubat’ta bitirmiş veya bu tarihlerde matbaaya teslim etmiştir. Yazarı ise 1 Temmuz 1949’da pusuya düşürülerek öldürülmüştür. Bilindiği gibi M. Şerif Fırat “Hormek” aşiretindendir. Hormekler’in ataları ise Çin yıl­lıklarında “Gao-çı” (Kao-ch) olarak geçen Kanglı Türkleri’dir. Kanglılar’ın nasıl Hormek adını aldıkları, Türklerin kadim vatanları olan Moğolistan’­dan Anadolu ve Suriye’ye kadar olan göçleri, kültürleri, yer adları hak­kında genel Türk tarihçisi Yorulmaz’ın on yıl çalışarak hazırladığı, kita­bında ayrıntılı bilgi vardır.

Türköne’nin dediği gibi milleti ırk olarak tanımlamak hiçbir ilmî ger­çeklikle açıklanamaz. Çünkü milliyet ırk esasına göre tanımlanamaz. Eğer öyle tanımlanacak olsaydı dünyadaki ırk sayısı kadar millet olması gerekirdi. Diğer yandan Kürtleri ayrı bir ırk olarak değerlendirenlerin ge­nel olarak ırk’a göre daha az tepki uyandıran etnik kavramını kullandık­ları bilinmektedir. Ayrıca Kürtlerin hangi ırktan oldukları, Kürt kelimesi­nin etimolojisi ve anlamı hakkında bile Kürtçüler arasında ortak bir gö­rüş yoktur. Mesela Nikitin, “...Bu alanda büyük bir otorite olan Th. Nölde- ke gibi, M. Hartmann, Weissbach gibi doğubilimciler, dilbilimsel nedenlerle Kürt ve Kardu biçimlerinin eşanlamlı sayılamayacağını kanıtlamışlardır”26 der. Ayrıca Minorksy’nin “ilke olarak, ulusların kökenlerini etimoloji yo­luyla kanıtlamak tehlikelidir; etimolojiler tarihi ve coğrafi olgularla dayandırilmalıdır”27 ifadelerini aktaran Nikitin bu ifadeler karşısında “çok doğ­ru bir uyarı” diyerek, “Minorksy ...Arap kaynaklarında Kürt adının ‘göçe­be’ ile eşanlamlı hale geldiğine işaret etmektedir”28 der. McDowall’da “M.S. 7. yüzyılındaki Arap yayılması döneminde ‘Kürt’ sözcüğü göçebeleri ifade etmek için kullanılıyordu. Bu nedenle, etnik olmaktan çok sosyoeko­nomik bir anlam taşıyordu"29 ifadelerini kullanır. Ayrıca McDowall, “Kürt- lerde, dini etkisi olan ailelerle yönetimde işlev sahibi bey ailelerinin pey- gambersoyundan geldiklerine dair mühürlü şecereleri zımnen, onların Arap kökenine işaret etmektedir"30 der.

Doğu kökenli olan ve Kurmançca yani Kürtçe bilen Aras da yazdığı bir makalede:

“Diyarbakır ve Urfa dolaylarında yakın çevre köylerinden şehre el­den yoğurt, yumurta, yağ getirenler barajilerce (şehirli) ‘Kirmanç’ ola­rak adlandırılmaktadır. Yine Doğu Beyazıt’ta kasabalılar tüm köylü­lere (ağalar da dâhil) ‘Kirmanç’ demektedirler... Aynı şekilde Doğu­daki ‘Torun’"'" ve ‘Mirekler’ (şecereli veya asil ağalar) tüm halka ‘Kir­manç’ demektedirler... Yörede ‘Kirmanço’ ise, daha aşağılayıcı anla­mında kullanılır"

der. Yani yukarıdaki ifade de “Kirmanç”, Kürt karşılığı ve bir sıfat olarak kullanılmıştır. Bu anlayış bütün Kürtçe sözlüklerde de aynı şekildedir. Siyasi ve ideolojik endişelerden uzak, Zazaca veya Dersimce (Dimilice) konuşanlar ise Kürtlüğü kabul etmezler.

Kürt milliyetçileri genel olarak atalarını Medlere, Ermenilere, Asurîle- re, Babîllere, Sümerlere ve Farslara bağlarlar. Dolayısıyla ortak ata ko­nusunda birbirlerinden farklı görüşlere sahiptirler.

Kürtlerin coğrafî-tarihî vatanları olarak da Fırat ve Dicle arası, Mezo­potamya, Urumiye bölgesi, Hazar civarı ile Horasan bölgesi gösterilir.Son zamanlarda yayınlan bir kitapta ise Balkanlardaki Kürtlerden ve bir makalede de “Ortadoğu coğrafyasının kadim topluluklarından biri olup, Kafkas kavimlerinden Kassitlerle akraba olan Kürtler, Zagros dağ silsilesinden başlayarak, bu silsilenin batısına doğru daha çok Kuzey Me­zopotamya’nın dağlık bölgelerinde yayılmış vaziyettedirler"34 denilerek Kürtlerin Kafkasya kökenine vurgu yapılmıştır. Yukarıdaki ifadelerden de anlaşıldığı gibi Kürtlerin kadim coğrafyasının neresi ve atalarının kimler olduğu konusunda Kürt milliyetçileri veya Kürtçülük konusunda araştırma yapanlar arasında dahi çok büyük farklılıkların olduğu anla­şılmaktadır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu hakkında “Batı Ermenistan ve Batı Er- menileri Sorunları Araştırmalar Merkezi”nin internet sitesinde bölgenin tarihi, insanları ve yer adları hakkında ilginç bilgiler vardır. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki köy isimlerinin Ermenice olduğu ve bu bölgelerin Batı Ermenistan olduğu iddia edilmektedir. Kalman tara­fından da Doğu Anadolu için “Batı-Ermenistan toprakları Doğu Anadolu Bölgesi olarak adlandırılmıştır”36 denilerek, Ermenilerin Doğu Anadolu hakkındaki tarihi iddiaları dile getirilmiştir.

Sonuç

Sonuç olarak, Türkiye’deki kimlik tartışmalarının önemli bir kısmı si­yasi kaygılarla ve dış desteklerden etkilenilerek yapılmaktadır. Sağlıklı tartışabilmek ve yorumlar yapabilmek için her şeyden önce bir kavramı­nın bilimde veya halk arasında ortak bir tanımının olması gerekir. Yani mantığın temel kurallarından biri olan deyime göre bilinmeyen bir kav­ram bilinmeyen bir kavramla tanımlanamaz. Türkiye’deki kimlik tartış­masındaki en büyük sorun ise Batı kavramlarıyla Batı dışında olan bir sosyal yapının değerlendirilmesidir. Oysa her sosyal yapıyı kendi gerçek­liği ve tarihi süreci içinde değerlendirmek gerekir.

Bugün Türkiye’de Avşar veya Beğdili (Beydili) olup da Türkçe, Kur- mançca ve Zazaca konuşan insanların olduğu bir gerçekliktir. Bu in­sanları konuştukları dile göre mi, tarihi Avşar ve Beğdili boyuna göre mi, yoksa geleneksel kültüre göre mi ya da kendilerini nasıl ifade ettiklerine göre mi tasnif edeceksiniz? Eğer bu sorulara sağlıklı cevaplar verilebilir­se, Türkiye’deki kimlik tartışmaları da sağlıklı tartışılmaya başlanmış demektir.

Bu bağlamda öncelikle kimlik tartışmalarının neye göre yapılacağına karar vermek gerekiyor. Çünkü günümüzde kimlik kavramı neredeyse herkesin kendine göre tanımladığı bir kavram haline gelmiştir. Mesela ayırıcı bir anlamda kullanılmak istendiğinde bir ailenin bireylerine dahi çok farklı kimlikler verip onları ayırabilirsiniz.

Sonuç olarak, sosyal kimlik kavramı, anlamını sosyal yapıdan aldığı için sosyal yapıyı ve onu oluşturan faktörleri dikkate almayan tanımların sosyolojik gerçeklikle örtüşmesi tartışma konusu olur.

Kaynaklar

Akın, Mahmut H., “Bir Kültür Bilimi Olarak Sosyoloji ve Kültür Sosyoloji­si”, Kültür Sosyolojisi, (Edi. K. Alver-N. Doğan), Hece Yayınları, Ankara 2007.

Aksoy, Mustafa, “Avşarların Torunlar Oymağı Bağlamında Türkiye’de­ki Kimlik Bunalımının Sosyolojik Analizi I-II”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 272 ve 273, İstanbul 2009.

Aksoy, Mustafa, Doğu Anadolu Kültürü Üzerine Bir İnceleme, Yeni İn­san Yayınevi, İstanbul 2007.

Aksoy, Mustafa, Kültür Sosyolojisi Açısından Elazığ ve Ağrı Köylerinde Aileye, Evliliğe ve Sosyal Hayata İlişkin Gelenekler, (İstanbul Üni. SBE Yayınlanmamış Doktora Tezi), İstanbul 1995.

Aras, Ahmet, “Doğu’da Feodalite Var mı?”, Ant Dergisi, Sayı: 138, İs­tanbul 1968.

Bilgin, Nuri, “Kimlikler Kültüreldir”, Türk Yurdu Dergisi, Sayı: 221, Ankara 2006.

Bilgiseven, Amiran Kurtkan, “Manevi Kültürümüz ve Batı Kültürü”, Türk Edebiyatı Dergisi, Sayı: 187, 1989.

Bostancı, Naci, “Millete Aidiyet Etnik Kimliklerle İlişkiyi Ortadan Kal­dırır”, Türk Yurdu Dergisi, Sayı: 221, Ankara 2005.

Breton, Roland, Dünya Dilleri, (Çev. Orçun Türkay), NTV Yayınları, İs­tanbul 2007.

Bulut, Faik, Horasan Kimin Yurdu, Berfin Yayınları, İstanbul 1998.

Çalışlar, Aziz, Ansiklopedik Kültür Sözlüğü, Altın Kitaplar, İstanbul 1983.

Doğan, Necmettin, “Kültür Sosyolojisinde Yöntem Arayışları”, Kültür Sosyolojisi, (Edi. K. Alver-N. Doğan), Hece Yayınları, Ankara 2007.

Edles, Laura Desfor, Kültür Sosyolojisi, (Edi. K. Alver-N. Doğan), Hece Yayınları, Ankara 2007.

Edles, Laura Desfor, Uygulamalı Kültürel Sosyoloji, (Çev. C. Atay), Ba- bil Yayınları, İstanbul 2006.

Ekrem Cemil Paşa, Kürdistan Kısa Tarihi, Doz Yayınları, İstanbul 1998.

Eren, A. Cevat, “Milli Bir Güç Olarak Türk Kültür Sosyolojisi Üzerine Bir İnceleme-Deneme”, Tarih Dergisi, Sayı: 31, İstanbul 1978.

Fırat, M. Şerif, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Şaka Matbaası, İstanbul 1948.

Gezgin, M. Fikret, Genel Sosyoloji-Köy Sosyolojisi İlişkilerine Toplu Bir Bakış ve Olukbaşı Araştırması, (İstanbul Üni. SBE Basılmamış Doktora Tezi), İstanbul 1985.

Griswold, Wendy, “Kültür Sosyolojisinde Yeni Gelişmeler”, Kültür Sosyo­lojisi, (Çev. S. Özer), (Edi. K. Alver-N. Doğan), Hece Yayınları, Ankara 2007.

Jenks, Chris, Altkültür, (Çev. N. Demirkol), Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2007.

Kalman, M., Batı-Ermenistan (Kürt İlişkileri) ve Jenosid, Zel Yayıncılık, İstanbul 1994.

Kayalı, Kurtuluş, “Türkiye’de Kültür Sosyolojisi Yapmanın Açmazları Üzerine Bazı Düşünceler”, Kültür Sosyolojisi, (Edi. K. Alver-N. Doğan), Hece Yayınları, Ankara 2007.

Kerim, Ali Husein, Balkan Yarım Adasında Kürtler, Evrensel Basım Yayım, İstanbul 2011.

Köktürk, Milay, “Kültür Sosyolojisinin Temel Meseleleri”, Kültür Sos­yolojisi, (Edi. K. Alver-N. Doğan), Hece Yayınları, Ankara 2007.

Küçük, M., “70. Yıl Vesilesiyle Bir Kültür Sosyolojisi Önerisi”, Kültür Dergisi, Sayı: 101, Ankara 1993.

Kymlicka, Will, Çokkültürlü Yurttaşlık, (Çev. Abdullah Yılmaz), Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1998.

Lazarev, M.S., Kürdistan Tarihi, (Çev. İbrahim Kale), Avesta Yayınları, İstanbul 2001.

Mardin, Şerif, Türkiye’de Toplum ve Siyaset-Makaleler 1, İletişim Ya­yınları, İstanbul 1990.

McDowwall, Davit, Kürtler, (Çev. Z. İnanç), Avesta Basın Yayın, İstan­bul 2000.

Nikitin, Bazil, Kürtler Sosyolojik ve Tarihi İnceleme, (Çev. H. Demir- han-C. Süreyya), Cilt: 1-2, Deng Yayınları, İstanbul 1994.

Schroeder, Ralph, Max, Weber ve Kültür Sosyolojisi, (Çev. Mehmet Kü­çük), Bilim Sanat Yayınları, Ankara 1996.

Smith, Anthony D., Ulusların Etnik Kökeni, (Çev. Sonay Bayramoğlu- Hülya Kendir), Dost Kitapevi Yayınları, Ankara 2002.

Şenel, Alâeddin, Irk ve Irkçılık Düşüncesi, Bilim Sanat Yayınları, An­kara 1993.

Tacar, Pulat, Kültürel Haklar Dünyadaki Uygulamalar ve Türkiye İçin Bir Model Önerisi, Gündoğan Yayınları, Ankara 1996.

Tori, Welate, Birlikte Olduğumuz Halklar, Koral Yayınları, İstanbul 1991.

Tori, Welate-Nergıza Tori, Kürt Kökeni ve Büyük Boyları, Koral Yayın­ları, İstanbul 1991.

Türköne, Mümtaz’er, Türklük ve Kürtlük, Mavi Ufuklar Yayınları, İs­tanbul 2008.

Von, Eickstedt Egon, İlk Çağlardan Günümüze Türkler, Kürtler, İranlı­lar, (Çev. Haydar Işık), Fırat Yayınları, İstanbul 1993.

Williams, Raymond, Kültür, (Çev. Ertuğrul Başer), İletişim Yayınları, İstanbul 1993.

Yayla, Atilla, Siyasî Düşünceler Sözlüğü, Adres Yayınları, Ankara 2004.

Yorulmaz, Osman, Geçmişten Günümüze Kanglı Türkleri, Ötüken Neş­riyat, İstanbul 2012.

Yüksel, Müfit, “Kürtlerin Ortadoğu/İslâm Coğrafyasındaki Rolü ve Geleceği”, Yeni Şafak Gazetesi, 15 Şubat 2012.

Zeki, M. Emin, Kürdistan Tarihi., Beybun Yayınları, İstanbul 1992.

 


 

[1]  Ralph Schroeder, Max, Weber ve Kültür Sosyolojisi, (Çev. Mehmet Küçük), Bilim Sanat Ya­yınları, Ankara 1996; Laura Desfor Edles, Uygulamalı Kültürel Sosyoloji, (Çev. C. Atay), Babil

Yayınları, İstanbul 2006; Kültür Sosyolojisi, (Edi. K. Alver-N. Doğan), Hece Yayınları, Ankara 2007.

[2]  A. Cevat Eren, "Milli Bir Güç Olarak Türk Kültür Sosyolojisi Üzerine Bir İnceleme-Dene- me”, Tarih Dergisi, Sayı: 31, İstanbul 1978; M. Küçük, "70. Yıl Vesilesiyle Bir Kültür Sosyo­lojisi Önerisi”, Kültür Dergisi, Sayı: 101, Ankara 1993.

[3] M. Fikret Gezgin, Genel Sosyoloji-Köy Sosyolojisi İlişkilerine Toplu Bir Bakış ve Olukbaşı Araştırması, (İstanbul Üni. SBE. Basılmamış Doktora Tezi), s. 44, İstanbul 1985.

[4]  Raymond Williams, Kültür, (Çev. Ertuğrul Başer), İletişim Yayınları, s. 7-13, İstanbul 1993.

[5]  Aziz Çalışlar, Ansiklopedik Kültür Sözlüğü, Altın Kitaplar, İstanbul 1983.

[6]  Ralph Schroeder, Max, Weber ve Kültür Sosyolojisi, (Çev. Mehmet Küçük), Bilim Sanat Ya­yınları, Ankara 1996; Laura Desfor Edles, Uygulamalı Kültürel Sosyoloji, (Çev. C. Atay), Babil Yayınları, İstanbul 2006; Kültür Sosyolojisi, (Edi. K. Alver-N. Doğan), Hece Yayınları, Ankara 2007.

[7]  Milay Köktürk, "Kültür Sosyolojisinin Temel Meseleleri”, Kültür Sosyolojisi, (Edi. K. Alver- N. Doğan), Hece Yayınları, Ankara 2007; Necmettin Doğan, "Kültür Sosyolojisinde Yöntem Arayışları”, Kültür Sosyolojisi, (Edi. K. Alver-N. Doğan), Hece Yayınları, Ankara 2007; Wendy Griswold, "Kültür Sosyolojisinde Yeni Gelişmeler”, Kültür Sosyolojisi, (Çev. S. Özer), (Edi. K. Alver-N. Doğan), Hece Yayınları, Ankara 2007; Mahmut H. Akın, "Bir Kültür Bilimi Olarak Sosyoloji ve Kültür Sosyolojisi”, Kültür Sosyolojisi, (Edi. K. Alver-N. Doğan), Hece Yayınları, Ankara 2007; Kurtuluş Kayalı, "Türkiye’de Kültür Sosyolojisi Yapmanın Açmazları Üzerine Bazı Düşünceler”, Kültür Sosyolojisi, (Edi. K. Alver-N. Doğan), Hece Yayınları, Ankara 2007.

[8] Şerif Mardin, Türkiye’de Toplum ve Siyaset-Makaleler 1, İletişim Yayınları, s. 133, İstanbul 1990.

Mesela Türkiye’de ve kendisinin önceden yaptığı kültür tanımlarına itiraz ederek yeni bir kültür tanımı yapan Amiran Kurtkan Bilgiseven’in "Manevi Kültürümüz ve Batı Kültürü”, Türk Edebiyatı Dergisi, Sayı: 187, 1989; Mümtaz Turan’ın, Kültür Değişmeleri; Erol Gün­gör’ün, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik; Bozkurt Güvenç’in, İnsan ve Kültür gibi sahasında çok önemli olan eserler yok sayılmıştır. Ayrıca, “Kültür Sosyolojisi Açısından Elazığ ve Ağrı Köylerinde Aileye, Evliliğe ve Sosyal Hayata İlişkin Gelenekler” (İstanbul 1995), adıyla Türki­ye’de kültür sosyoloji açısından hazırlanan ilk doktora tezi de görmezden gelinmiştir.

[9]  Mahmut, H. Akın, "Bir Kültür Bilimi Olarak Sosyoloji ve Kültür Sosyolojisi”, Kültür Sosyo­lojisi, (Edi. K. Alver-N. Doğan), Hece Yayınları, s. 92, Ankara 2007.

**** Mustafa Aksoy, Kültür Sosyolojisi Açısından Elazığ ve Ağrı Köylerinde Aileye, Evliliğe ve Sos­yal Hayata İlişkin Gelenekler, İstanbul Üni. SBE Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 1995.

[10]  Mustafa Aksoy, Doğu Anadolu Kültürü Üzerine Bir İnceleme, Yeni İnsan Yayınevi, s. 28, İs­tanbul 2007.

[11]  Chris Jenks, Altkültür, (Çev. N. Demirkol), Ayrıntı Yayınları, s. 186, İstanbul 2007.

[12]   Pulat Tacar, Kültürel Haklar Dünyadaki Uygulamalar ve Türkiye İçin Bir Model Önerisi, Gündoğan Yayınları, s. 70, Ankara 1996.

[13]  Pulat Tacar, a.g.e, s. 71.

[14]  Roland Breton, Dünya Dilleri, (Çev. Orçun Türkay), NTV Yayınları, İstanbul 2007.

[15]   Naci Bostancı, “Millete Aidiyet Etnik Kimliklerle İlişkiyi Ortadan Kaldırır”, Türk Yurdu Dergisi, Sayı: 221, s. 100-101, Ankara 2005.

[16]  Chris Jenks, a.g.e., s. 190.

[17]  Anthony D. Smith, Ulusların Etnik Kökeni, (Çev. Sonay Bayramoğlu-Hülya Kendir), Dost Kitapevi Yayınları, s. 45, Ankara 2002.

[18]  Wiü Kymlicka, Çokkültürlü Yurttaşlık, (Çev. Abdullah Yılmaz), Ayrıntı Yayınları, s. 48, İs­tanbul, 1998.

[19]  Atilla Yayla, Siyasî Düşünceler Sözlüğü, Adres Yayınları, s. 77, Ankara 2004.

[20]  Nuri Bilgin, “Kimlikler Kültüreldik’, Türk Yurdu Dergisi, Sayı: 221, s. 97, Ankara 2006.

[21]  Alâeddin Şenel, Irk ve Irkçılık Düşüncesi, Bilim Sanat Yayınları, s. 13, Ankara 1993.

[22]  Alâeddin Şenel, a.g.e., s. 13-19.

[23]  Mümtaz’er Türköne, Türklük ve Kürtlük, Mavi Ufuklar Yayınları, s. 142, İstanbul 2008.

[24]  M. Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Şaka Matbaası, İstanbul 1948.

[25]   Osman Yorulmaz, Geçmişten Günümüze Kanglı Türkleri, Ötüken Neşriyat, s. 43, 69-143, İstanbul 2012.

[26]  Bazil Nikitin, Kürtler Sosyolojik ve Tarihi İnceleme, (Çev. H. Demirhan-C. Süreyya), Cilt: 1­2, Deng Yayınları, s. 24, İstanbul 1994.

[27]  Bazil Nikitin, a.g.e., s. 33.

[28]  Bazil Nikitin, a.g.e., s. 33.

[29] Davit McDowwall, Kürtler, (Çev. Z. İnanç), Avesta Basın Yayın, s. 29, İstanbul 2000.

[30]  Davit McDowwall, a.g.e, s. 29.

***** Bu makalenin yazarı da “Torun" olup konu hakkında geniş bilgi 37 no.lu kaynaktaki makalede verilmiştir.

[31] Ahmet Aras, “Doğu’da Feodalite Var mı?”, Ant Dergisi, Sayı: 138, İstanbul 1968.

[32] Ekrem Cemil Paşa, Kürdistan Kısa Tarihi, Doz Yayınları, İstanbul 1998; Eickstedt Egon Von, İlk Çağlardan Günümüze Türkler, Kürtler, kanlılar, (Çev. Haydar Işık), Fırat Yayınları, İstanbul 1993; M. Emin Zeki, Kürdistan Tarihi, Beybun Yayınları, İstanbul 1992; Faik Bu­lut, Horasan Kimin Yurdu, Berfin Yayınları, İstanbul 1998; M.S. Lazarev ve arkadaşları, Kür­distan Tarihi (Çev. İbrahim Kale), Avesta Yayınları, İstanbul 2001; Welate Tori, Birlikte Oldu­ğumuz Halklar, Koral Yayınları, İstanbul 1991; Welate Tori-Nergıza Tori, Kürt Kökeni ve Bü­yük Boyları, Koral Yayınları, İstanbul 1991.

[33]  Ali Husein Kerim, Balkan Yarım Adasında Kürtler, Evrensel Basım Yayım, İstanbul 2011.

[34]   Müfit Yüksel, “Kürtlerin Ortadoğu/İslâm Coğrafyasındaki Rolü ve Geleceği”, Yeni Şafak Gazetesi, 15 Şubat 2012.

[35]  http://akunq.net/tr, (Erişim: 22 Aralık 2012)

[36]  M. Kalman, Batı-Ermenistan (Kürt İlişkileri) ve Jenosid, Zel Yayıncılık, s. 8, İstanbul 1994.

[37]   Mustafa Aksoy, “Avşarların Torunlar Oymağı Bağlamında Türkiye’deki Kimlik Bunalımı­nın Sosyolojik Analizi I-II”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 272 ve 273, İstanbul 2009.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Elçibey'in doğum günü geniş edebi-kültürel etkinlikle anıldı
Elçibey'in doğum günü geniş edebi-kültürel etkinlikle anıldı
"Azerbaycan bayrağından Türklük simgesini kimse kaldıra bilmez!"